24 Aralık 2015 Perşembe

TG Açısından 2015 Yılı Değerlendirmesi

Bu yıl TG için "rolanti"de geçen bir yıl oldu desek yeridir. İlk 1,5 senemizde, benzer yayınların 5-6 yılda elde ettikleri ziyaret ve görüntülenme sayılarını 2'ye katladığımızı söylemiştik. Bu durumda herhangi bir değişme olmadı. TG Dükkan'a ağırlık vermemiz ve ilk kurumsallaşma çabalarımız, içerik olarak bir adım öteye gitmek konusunda bizi biraz yordu diyebilirim. 2015 yılı, 2014 yılına nazaran bizim açımızdan içerik anlamında verimsizdi. Buna rağmen gücümüzden bir şey kaybetmedik. Sadık takipçilerimize teşekkür ederiz.

2016 yılında bizi oldukça heyecanlandıran bir kaç girişimimiz olacak. Bu girişimler için ön çalışmalara başladık. Türkiye'nin en büyük metal kitlesini elinde bulunduran web platformu olarak, bu misyonu bir üst noktaya taşımak adına yeni bir sektöre adım atacağız. TG Dükkan ile kısmen başarısız olduk gibi gözükse de, ticari anlamda çok iyi dostluklar ve destekçiler edindik. Bu destekçilerimizden gelecek finansman ile Türkiye'deki metalcileri çok sevindirecek bazı girişimlerimiz olacak.

İnternet yayıncılığının günden güne "video" tabanlı içeriklerle bezenmeye başladığını görüyoruz. Bu çerçevede liste ve özel içeriklerimizi Youtube kazanılımız üzerinden yayınlayacağız. Hatta ofis ortamımızda güzel bir stüdyo ortamı oluşturarak, haftalık programlar yapmayı planlıyoruz. Haber ve listeleme konusunda birincil referanslarımızdan olan Loudwire'ın getirdiği yenilikleri Türkiye'ye getireceğiz.

2016 yılının hem sizler hem de bizler için güzel bir sene olmasını umuyorum. 

1 Mayıs 2015 Cuma

Türk Grupları Üzerine...

23 Nisan'da düzenlenen Rock Fest'te yer alan indie gruplarının tamamına kendileriyle röportaj yapmak istediğimize dair bir mesaj attım fakat hiçbiri cevap vermedi. Programlarının ya da politikalarının uygun olup olmamasına girmiyorum. Nezaketen bir red cevabı bile gelmedi.
Türkiye'ye gelecek olan tüm yabancı metal gruplarının menajerlerine de yazıyorum. En kötü ihtimal "gruba sorup döneceğim" şeklinde cevap geliyor ve çoğunlukla da soruları göndermemizi hatta Skype ile yapmak isteyip istemediğimizi soruyorlar. (Moonspell, Korpiklaani ve bir kaç grup şu an tamam)
Peki bunları neden anlatıyorum. Şöyle ki, yabancılar bir yerlere geliyor çünkü adamlar bunu önemsiyorlar. Bir yerde konser vereceklerse oradaki kitlenin en azına da çoğuna da ulaşabilmek istiyorlar. Böyle bir imkan için de genellikle kendilerine gelen bu tarz teklifleri yanıtsız bırakmıyorlar. Herkesle iyi geçiniyorlar. Bu işin bir tohum ekmek gibi olduğunun farkındalar.
İyi kötü isim yaptıktan sonra "ben oldum artık" kompleksine kapılmadan daha da iyi yerlere gelmeyi başaran Türk grup malesef yok. Yüzde bin hepsinin götü kalkıyor ve kendilerine gelen mesajları cevapsız bırakarak akılları sıra "ulaşılmaz" oluyorlar. Bunun kendilerinin cool imajını daha da yükselteceğine falan inanıyorlar sanırım. Ne bileyim.

27 Şubat 2015 Cuma

İstanbul'a Yerleştim, TG Medya ve TG Dükkan Geliyor!

Çok yorucu bir haftaydı. Her şey planladığım gibi gitti.
Türk Gitar ofisini tuttum. Şirket kurulumu için evrakları topladım. Muhasebeciyle anlaştım. Şirketin kurulumu yapıldı. E-ticaret belgesi için Ticaret Sicil'den onay alındı. İnternet ve telefon hattı bağlatıldı. Ofis eşyaları sipariş edildi.
Bir aksilik olmazsa önümüzdeki haftadan itibaren Türk Gitar bir TG Medya ürünü olarak yayınına devam edecek. Türk Gitar Dükkan sayfasını da hafta sonuna kadar yayına sunmuş olacağız. Aklınıza gelebilecek hemen her marka gitar ve ürünler açılışa özel yüzde 15'e varan indirimler ve ücretsiz kargo seçeneği ile sunulacak.
Umarım her şey güzel gider ve hepinizin severek takip ettiği bu projede sonsuza kadar devam eder. Desteğiniz çok önemli.

29 Ocak 2015 Perşembe

Ne Muhteşem Bir Gün

Dün gece, çok muhteşem bir güne uyanacağımın farkında değildim fakat geceden sinyaller alınıyordu. Kız arkadaşım Aslı ile güzel bir gece konuşmasının ardından uyudum. Bunu neden söylüyorum? Çünkü diğerlerinde farklı güzeldi. Sanırım bu günün muhteşem geçmesinin sebeplerinden biri de bu güzel başlangıçtı.

Uyandığımda hemen PC başına geçip haber aramaya başladım. Gece, O Ses Türkiye'de yapılan haksız bir eleme durumu olmuştu. Mustafa Cem Durmaz, haksız bir biçimde yarışmadan elendi. Bunu haber yapmaya karar verdim. Yazdığım haber büyük ilgi gördü. Site daha önce de bir kaç kez buna yakın ilgi gören içeriklerle karşılaşmıştı fakat böylesini ilk defa gördü. Haber yaklaşık 8 saatte 30 bin kez tıklandı. Türk rock seyircisinin bu haksız olaya karşı tutumunun ne derece büyük olduğunu gösteren bir rakamdı bu. Ve halen artmaya da devam ediyor. Tahminime göre 1 haftada 80 bin civarı tıklanma alacaktır.

Bu muhteşem patlamanın ardından gece Kemal'in yanına gittiğim sıralarda yeni bir haber aldım. Kirk Hammett ve Rob Trujillo'nun Twitter üzerinden aktif paylaşıma başladığı duyumu geldi. Hemen arabaya atlayıp eve döndüm ve PC karşısına geçtim. Pastamı alıp keyifle yerken, bu bilgiyi haber olarak sundum. Kirk ve Rob'u mentionlayarak hem Türk Gitar'dan hem de kendi hesabımdan paylaştım.

Tüm bunların ardından Supernatural'ın yeni bölümünü açtım ve izlemeye koyuldum. Dizi bittikten sonra günün son muhteşem olayı ile karşılaştım. Rob Trujillo benim gönderimi retweet'lemişti ve herifin duvarında benim hesabım gözüküyordu. Daha önce bu tarz ünlü biriyle etkileşimim, Michael Amott'un fotoğrafımı beğenmesiyle olmuştu. Rob reyiz bu hareketiyle her şeyin en tepesine yükseldi.

Hakikaten muhteşem bir gündü. Bu günü hiç unutmayacağım. He unutmadan, günün bir başka muhteşem olayı ise Erkin ve Mehmet Emre'nin Cenk Ünnü ile röportaj yapması oldu. Onu da en kısa zamanda yayınlayacağız.


15 Ocak 2015 Perşembe

2014 Yılının En'leri

Aslında Türk Gitar'da 2014'ün enlerini seçiyoruz fakat okur oyları ile bu seçimi gerçekleştiriğimiz için kendi listemi ayrıca burada belirtmek istedim. Bana göre 2014'ün enleri şu şekilde:

Yılın en iyi albümü: Ronnie James Dio - This Is Your Life
Yılın en iyi parçası: Metallica - Ronnie Rising (alternatif seçim: Mastodon - High Road, Slipknot - The Negative One)
Yılın en iyi metal albümü: Ronnie James Dio - This Is Your Life (Alternatif seçimler: Arch Enemy - War Eternal, Mastodon - Once More 'Round The Sun)
Yılın en iyi rock albümü: Pink Floyd - The Endless River
Yılın en iyi rock parçası: AC/DC - Rock Or Bust
Yılın en iyi çıkış yapan grubu: Lostpray (alternatif seçim: Necati ve Saykolar)
Yılın en müthiş olayı: Arch Enemy'den Michael Amott ile röportaj yapmam.
Yılın en kötü olayı: Ghost'a gönderdiğimiz soruların cevapsız kalması. Halbuki menajer onay vermişti.
Yılın en heyecan verici hadisesi: Metallica'yı canlı seyretmiş olmam.
Yılın en büyük kazanımı: Türk Gitar, TG Dükkan.
Yılın en boktan olayı: Yine okulun uzaması. Ekşi Sözlük hesabımın tüm entry'lerimle birlikte silinmesi.

Sanırım bu kadar yeterli. Aslında uzatabilirim ama neyse... Önümüzdeki yıl daha geniş bir liste yaparım belki.

30 Aralık 2014 Salı

2014 ve 2015'e Dair...

2014 muhteşem bir yıldı. Her açıdan beni tatmin eden, başarı ve mutluluk açısından belki de hayatımın en doruk noktasında bulunan yıl oldu. Türk Gitar'ın, benim bile beklemediğim bir yükseliş göstererek çok iyi bir konuma gelmesi bu yılı benim açımdan çok özel kıldı. Bunun dışında özel yaşantımda yaşadığım güzel hadiselerin, geleceğe dönük planlarıma beni daha çok yakınlaştıran bir ortam oluşturması çok büyük bir şanstı.


Özellikle son 2 aydır kendimi işime odaklamam ötürü olsa gerek, bir çok yeni kapının açıldığını görüyorum. Kendimi dış dünyaya soyutladığım ayların aksine, herkes ile iletişim ve etkileşim halinde olmamla birlikte, değişen ve gelişen bir çevre edindim. Bu da her açıdan bana olumlu bir katkı sağladı diyebilirim.

2014'ü özetle bir kaç kelime ile anlatmak istesem şu kelimeleri seçerdim: başarı, gelişmek, olgunluk, mutluluk, şükür.

2015 ise başarının tanımının biraz daha farklılaşacağı bir yıl olacak. Şu ana kadar olgusal yaklaştığım başarı kavramını, materyale dönüştürme vakti geldi. Türk Gitar'ın şirketleşmesi ile birlikte, yazılım ve e-ticaret alanında yapacağım girişimler bana materyal bir başarının da kapısını açacak. Başta ailem olmak üzere tüm dostlarım bana güveniyor ve inanıyorlar. Desteklendiğimi görmek beni daha çok motive ediyor.

2015'e dair beklentilerimi ise şu kelimeler ile ifade etmek istiyorum: daha çok başarı, umut, para, prestij.

27 Eylül 2014 Cumartesi

Son Bir Senenin Değerlendirmesi

Geçtiğimiz yılın Eylül ayında yeni bir proje olan Türk Gitar'ın temellerini atmıştım. Güzel bir fikirdi ve sanırım her şey istediğim gibi gitti. Site beklediğimin çok üstünde bir ilgiyle karşılandı. Sağlam takipçiler ve müdavimler edindik. Kendi çapımızda piyasada yer edindik. Hatta bazı konularda şu an tekel konumuna bile geldik. Aylık 300 bin gösterim almayı başardık. Türkiye sıralamasında 3 bin'leri gördük. Organizasyonlara davet edildik. Hiç aklımın ucundan bile geçmeyecek büyüklükteki grup ve kişilerle röportajlar yaptık. Sayısız haber girdik. Albüm ve ekipmanlar inceledik.


3 aylık yaz tatili boyunca sabit bir konumum olmaması sebebiyle siteyle çok fazla ilgilenme şansım olmadı. Bu durum hitlerde bariz bir düşüşe sebep oldu. Şimdi ise tekrar sabit bir konumda bulunmam sebebiyle siteyi eski hitlerine geri döndürmek için uğraşlara başladım. Sanıyorum ki 1 ay içinde, 3 ay önceki kaldığımız noktaya çekeceğimi düşünüyorum.

Sitenin dışında okul konusunda çok ciddi sıkıntılar oldu. Tek bir dersten kalarak yine okulu yarım sene uzattım. Önümüzdeki 3 ay boyunca yine o stresi yaşayacağım. Tek ders için sınavlara gidip geleceğim. Bir kurtulamadım şu okuldan. Buna ek olarak Medya ve İletişim okuma fikrinden de şimdilik vazgeçtim. 2,5 yıl sonra İktisat mezunu olmuş olmayı hedefliyorum.

TG Medya adında yepyeni bir projeye daha başlangıç yaptım. Etrafımdaki bilgili insanların da desteği ile web tasarım ve programcılık alanında iş yapmayı hedefliyorum. Önümüzdeki yıl bu alanda hizmet verecek bir şirket ve ofis açmayı planlıyorum. Bu ofis sadece TG Medya için hizmet vermeyecek. Ekstradan Türk Gitar'ın da işlerini halledeceği bir yer olacak. Türk Gitar'ın dışında yeni bir site projesine daha başlamayı planlıyorum. Taslak ve şablon şu anda hazır. Sadece hayata geçirmek kaldı. Önümüzdeki ay içerisinde onun da duyurusunu yaparak yayına başlayacağız.

Bu yıla dair yazmaya değer bulacağım son şey ise tabii ki Metallica konseri. Adamları canlı canlı seyredebildim nihayet. Güzeldi. Umarım tekrar gelirler ve sahne önünden rahat rahat izleyebilirim.

9 Mart 2014 Pazar

Devlet Üniversiteleri Neden Tırt?

Bir devlet üniversitesinin 2 yıllık programlarından birinde öğretim gören gayet sıradan bir vatandaşım. Akademik olarak çok büyük hedeflerim hiç olmadı. Büyük hedefi geçtim, direkt olarak hedefim olmadı desem daha doğru olur. Hiçbir zaman YGS-LYS tarzı sınavlara çalışmadım. Hayatımda hiç kopya çekmedim. Lise hayatımda ne öğrendiysem, girdiğim sınavlarda bu bilgiler ışığında öğrendiğim şeyleri yaptım. O yüzden 4 yıldır sürekli olarak keyif için aynı sınava giriyorum ve benzer puanlar alıyorum.

Değinmek istediğim konu devlet üniversiteleri ile vakıf üniversiteleri arasındaki büyük kalite eksikliği ve vizyon yoksunluğu. Bu nereden çıktı? Şuradan çıktı... Bir vakıf üniversitesinde Reklamcılık bölümü okuyan arkadaşımdan, okulda yaptıkları bir projenin linkini aldım. Olay çok basit. Bir dersin hocası, bir blog açmış. Derste öğrencilerine bir şeyler katıyor ve bu kattığı şeyleri hatta bölümün öğrencilere kattığı şeyleri bu blogta paylaşmalarını, fikirlerini yazmalarını istiyor. Şöyle bir baktım... Yazılara göz gezdirdim. Bu insanlar fikir sahibi. Hakikaten okudukları bölüm ile alakalı fikirleri var. Ve bu fikirler klişe fikirler de değil. Adam bildiğin analiz yapar gibi fikirlerini dökmüş. Söylemeye çalıştığım şeyi aslında tam olarak toparlayamadım, şöyle söyleyeyim: bu öğrencilere düşünmeyi öğretiyorlar. "Bu böyledir, şu şöyledir" den ziyade, onların fikirler üretmelerini ve bir takım şeylerden kendilerinin aldıkları derslerle çıkabilmelerini sağlıyorlar. Bunun için onları eğitiyorlar. Gıptayla baktım, imrendim.

Bir yandan bizim okula bakıyorum. Şunu çok samimi söylüyorum, 2,5 yıldır bu okuldayım ve okulun yaklaşık 5 dönemine çok az katıldım. Ya gittim ya gitmedim. Nedenini hep merak ediyorlar. Orada anlatılan şeyler bana gerçekten hiçbir şey katmıyor. Ezberlemekten öte bir şey yaptırılmıyor derslerde. E ben bu ezber işini elime aldığım nottan da yapabilirim, neden gideyim ki  oraya? Çok basit örnekler vereceğim... Okulun ve eğitimin kalitesi ile alakalı olarak.

Finansal Tablolar Analizi isimli ders verildi bize ve ben geçtim. O konuyla alakalı hiçbir fikrim yok. Vize sınavında 2 tablo verildi, toplama çıkarma yaparak en az 50 alınabilen bir sınavdı. Final sınavında ise hocanın web sitesinden indirdiğimiz ödevi dosyalayıp verdik, hepimiz 100 aldık. Kim biliyor Finansal Tablolar Analizi yapmayı... Kimse.

Teknik Analiz dersimiz var. Bölümün Temel Analiz ve Muhasebe ile birlikte bana kalırsa en önemli dersi. Sonuçta borsada iki analiz tipi var, biri temel diğeri teknik. Teknik Analiz dersinde güya bize teknik analiz yapmayı öğretiyorlar. İlk sınavda 50 puanlık 2 soru vardı ve bu soruların cevabı hocanın önceden ismini verdiği bir kitapta yazıyordu. O kitabı 14 lira karşılığında satın alıyordunuz ve sınavda açık olacak olan kitaptan bulup yazıyordunuz. 50 puan cepte. Final sınavı daha da vahim. Neden? Çünkü öğrendiklerimizi test etmek adı altında uygulamalı sınav yapıldı. Neymiş, bir hisse üzerinde temel analiz yapacakmışız... Sınavdan önce dediler ki, destek ve direnç noktalarını öğren, inişlere çıkışlara bak, hoca şu şirketleri soracak onlara bak tamam. Öyle yaptım, 90 aldım. Ben ne anladım şimdi bundan? Ben temel analiz mi yapmış oldum? Milyonlarca dolarlık portföyler bana emanet edilse yapacağım tek şey bu mu olacak?

Bir diğer trajikomik olay Temel Analiz dersinde gerçekleşti. Borsada işlem yapmak isteyen bilinçli insanların yapacağı en temel analiz konusunda şu an hiç kimsenin bir fikri yok. Paranın zaman değeri tabanlı formüller, gelecek zaman değeri, geçmiş zaman değeri, risk, beklenen getiri vs... Tamam formül olarak öğrendik. E peki ben bunu ne yapacağım kardeşim. Sen bana 1 tane gerçek hisseyi açıp, bu formül böyle kullanılır dedin mi? Yok. Sende azıcık vizyon olsa, dersin ki: "Şu an bir hisseyi temel analiz ile formüllerimiz ile yorumlayacağız ve 1 ay sonrasının beklenen getirisini hesaplayacağız, bakalım ne kadar yanılacağız veya ne kadar tutacak bizim yaptıklarımız". Yok. Böyle bir şey yok. Ne var? Her formülü içinde barındıran 50 puanlık bir soru var ve bu sorunun hiç kimseye bir katkısı yok. Herkes ezberliyor. Vizyon meselesi. İşi öğretmek değil sizin niyetiniz. Hiçbir zaman da olmadı. Siz hepiniz basit birer öğretim görevlisisiniz. Tek yaptığınız şey, ezberlediğiniz şeyleri bize ezberletmek. Bize öğrettiğiniz şeyleri kullanarak, bir ufacık yatırım yapmaya tenezzül edecek cesaretiniz bile yok sizin.

Buradan tek bir hocaya övgü yazacağım. Kendisi gerçekten vizyon sahibi bir adamdı ve çoğu kişi tarafından da değeri bilinmiyor. Bize dünya gündemini anlamamız için makale okutmaya çalışan, hatta direkt olarak okuyalım diye bu sınavda çıkacak diyen M.E.B hoca bu okulun göreceği en vizyonlu hocadır. Kendisini buralarda daha fazla heba etmez umarım. Çünkü, onun kafasını ve onun yapmak istediklerini alacak bir sistem bu okulda mevcut değil. Öğrencilerin hepsi ezberci, öğretmenlerin yüzde 90'ı ezberci. Sen yapıcı olabilirsin ama seni anlayan kişi çok az.

Son olarak bizim okulun ezberci eğitimine son kez değinmek adına ufak bir örnek daha vereceğim. Geçtiğimiz günlerde geçmişte x liraya satılmış bir bilet fiyatın, şu an kaç paraya satılacağını hesaplamaya çalıştım. Bizim sınıfta, bölümü olması gereken sürede bitirmiş 2 arkadaşımla fikir alış-verişi yaptık. Kendilerine en ufak bir sitemim ya da aşağılamam yok fakat sadece ezberledikleri için ilk başta ne yapacaklarını bilemediler. Öğrendiğimiz en basit formülü bile hatırlayamadılar. Sizin suçunuz yok. Size bunu ezberletenler de suç var. Bir hocanın dersinde kullanılacak formüller kağıtta yazıyor, onu es geçmeyeyim. Ezbere karşı olduğu için yapıyormuş bunu. Ezber sadece formül ile olmaz. Problemlerin çözümünü ezberletiyorsun sen bize. Problemleri çözmeyi öğret, çözümünü ezberlemeyi değil. "Derste işlediğimin aynısını sordum" şeklindeki söylemler, hocaların kendi kendilerini ifşa etmeleri ve "evet biz ezberciyiz, ezberleyip gelmeniz yeterliydi" demenin kibarcası diye düşünüyorum.

20 Ocak 2014 Pazartesi

Septoplasti Günlükleri (Septum Deviasyonu)

Evet, internette çok fazla araştırdım fakat septoplasti ameliyatı ile ilgili birincil ağızdan yazılmış çok az yazı olduğunu gördüm. Aslına bakarsanız Ekşi Sözlük'te fazlasıyla mevcut fakat çoğu kişi için blog ve direkt olarak bir web sitesinde yazılan bu tarz yazılar daha kayda değer oluyor. O yüzden ben, başımdan geçenleri anlatmak istedim. Yaklaşık 4 gün önce oldum ameliyatı.

Ameliyat Öncesi
Ameliyatın bir kaç gün öncesinde kan testi yapıldı ve genel anestezi için uygun olduğum sonucuna varıldı. Ameliyat gününü perşembe sabahı saat 8'de yapılacak şekilde planladık. Ben 7:30'da hastaneye giriş yaptım. Geceden itibaren bir şey yemememi söyledikleri için en son gece 11'de yemek yemiştim ve o yüzden açtım. 8'de damar yolu açıldı. Bir tane önlük verildi, onu giydim. Bir kaç iğne yapıldı ve akabinde ameliyathaneye alındım. İçerisi soğuktu. Ki bu durum ilerde büyük bir sıkıntı yaratacaktı, onu yazının devamında belirteceğim. Her neyse, 5 ya da 6 kişilik bir ekip vardı ameliyathanede. Fakat doktorum yoktu. Doktoru sordum, gelecek dediler. Şimdi seni uyutacağız dedi, tamam dedim. 2-3 saniye sonra gittim zaten.

Ameliyat Sonrası
Gözümü bir odada açtım demek isterdim fakat açamadım. Bilincim yerine geldi, gözlerimi açmakta çok zorlandım. Yaklaşık bir yarım saat kadar gözlerimi açamadım. Sürekli olarak üşüme hissi vardı, bu his de yaklaşık 20-30 dakika içinde kayboldu. Burnumda ise acı hissediyordum. Neyse ki anında ağrı kesici yaptılar ve o acı da bir an önce yok oldu. Ameliyat yaklaşık 1 saat sürmüş ve ben ameliyat bittikten 10 dakika kadar sonra uyanmışım.

Uyandığımda ağzım ve dudaklarım kuruydu. Su istedim, 6 saat beklemem gerektiğini söylediler. Tampon çok fazla rahatsız ediyordu. Ağzımdan nefes almak da tam bir işkenceydi. Normalde ben son 2 yıldır ağzımdan nefes almaya çok alışmıştım ama ameliyattan önceki 3 haftalık dilimde sürekli olarak Iliadin kullandığım için burnum hep açıktı ve burundan nefes almaya alışmıştım. O yüzden bir anda tekrar ağza dönmek zor oldu. Bir de boğazım şişmişti. Çok pis boğazım acıyordu. Bunun sebebi de ameliyathanenin buz gibi olması ve benim orada sürekli olarak ağzımdan nefes almamdı.

Gün içinde ara ara uyudum. Fakat öyle bir şey ki, ağzımdan nefes alırken sürekli kendi çıkarttığım sesten ötürü uyanıyordum. Garip bir şey. Bu arada burnum ara ara kanıyordu. Kanı temizliyorum tekrar ufak bir dış tampon daha yapıyordum. İlk bu şekilde geçildi. Gece hiç uyuyamadım. Ve ertesi gün taburcu olana kadar hiçbir şey yemedim. Yiyemedim. Bir de ilk güne dair söylemem gereken şey, kusma olacak. 3 kez kustum. İlki sadece kandı. Ameliyatta yuttuğum kanlar.

2. Gün
Pek fazla uyuyamadığım için feci bir uykusuzluğum vardı. Sabaha kadar serum yediğim için açlığım da yoktu. Kanamalar neredeyse yok olmuştu fakat bu kez daha büyük bir sorun ortaya çıktı. Boğazımdaki şişlik sadece boğazımla kalmadı, akut farenjit olduğum için burnum da akmaya başladı. Evet. Tamponlu burunla bir de grip oldum. Tamponların ortasında ufak bir delik var, normalde oradan az da olsa nefes alınıyor ama ben alamadım grip olduğum için. Çok sıkıntılı bir durumdu gerçekten.

Taburcu olduktan sonra evde biraz daha rahat ettim. Hem serum yemeyince nedense kendimi daha dinç hissettim. Gece ise biraz erken uyudum, bir an önce sabah olsun istiyordum. Çünkü hastaneye gidip tamponları aldıracaktık. 2. güne dair özel olarak söyleyebileceğim bir şey yok. Kanama yoktu, grip akıntsı oldu bende sadece.

3. Gün - Tamponların Alınması
Sabah erkenden uyandım, hafif bir kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Hastane bizim eve arabayla 2 saatlik mesafede olduğu için yine erken çıktık yola. Hastanede biraz bekledikten sonra ameliyattan çıkan doktor direkt olarak beni muayeneye aldı. İlk olarak burnuma baktığında grip olduğumu fark etti. Bir alet ile burnumu temizledi. Akabinde 5-6 saniyelik bir işlemle tamponları çıkarttı. Bu işlemin çok acısız olduğu yazıyordu etrafta. Hakikaten öyleymiş. Saniyelik bir acı oluyor, onun dışında hiçbir şey yok. Çok rahattı. Doktor bey grip olmamdan ötürü olsa gerek, pamuk ile geçici bir tampon yaptı. Eve dönene kadar takmam için ve bir de burun gargarası formülü yazdı. 1 bardak suya 1 kaşık tuz ve yarım kaşık karbonat ile 6 saatte bir burnuma gargara yapmamı söyledi.

Kaş'a geldiğimde formülü hazırladım ve uyguladım. Her seferinde burnum daha da kötü tıkandı desem yeridir. Grip işte... Tek derdim grip. 3 adet de hap yazmış, onları aldım. Grip olmamdan ötürü bir de üzerine Theraflu Forte ekledik, 4 oldu. Tamponların çıkmasıyla birlikte müthiş bir rahatlama geldi. Fakat yine de burnum açılmadı. Bunun sebebi de yine grip tabii... Gece yine ağzımdan nefes alarak uyuduğum için pek bir keyif alamadım.

4. Gün
Yani bugün. Daha iyiyim. Burnumdaki akıntı ve tıkanlıklıkta bariz bir azalma var. Ara ara sümkürüyorum ama yine de bir kanama gerçekleşmedi. Ameliyat sonrasında hiç gerçek bir kanama olmadı. Ara ara ilk sızıntı şeklinde oldu o kadar. Şu an gayet rahatım. Bir kaç güne kadar tamamen burnumun iyileşeceğine inanıyorum.

Yazı devam edecek...

8 Aralık 2013 Pazar

Flört Konseri

Okulu uzatmam ile birlikte bir senemi daha Nazilli'de geçiriyorum. Burada Yalı Live haricinde canlı müzik mekanı yok. Ara ara güzel gruplar geliyor. Geçtiğimiz yıl Kurtalan Express gelmişti, ona gitmiştim. Ayrıca Istanbul Arabesque Project gelmişti fakat ona gidememiştim. Bu yıl Can Gox ve Flört sahne aldı. Can Gox'u kaçırsam da Flört'ü hiç affetmedim.


Az seyirci vardı. Sebebi Flört'ün tanınmaması veya Nazilli'nin potansiyelinin düşük olması değildi. Vize haftası yeni bittiğinden tüm öğrenciler bir hafta memleketlerine döndükleri için Nazilli boştu. Bu yüzden konser de boştu. Ozan Kotra'nın diş ağrısı sebebiyle biraz sıkıntılı bir konser oldu ancak yine de bizleri eğlendirmeyi başardılar. Az kişi olmasından dolayı olsa gerek sürekli olarak bizimle iletişim halindeydi. Her parça arasına ufak sohbetler sıkıştırdılar. Yer yer güldürdüler, bazen güzel düşündürücü laflar ettiler. Özellikle Türkiye'yi vuran pop müzik saçmalığına dem vurdukları anlarda herkesten büyük bir alkış koptu.

Seyircinin istediği hemen hemen tüm parçaları çaldılar. Konser havasında değil bar programı havasında geçen bir gece oldu. Kafayı Yedim'i çalmalarını çok istiyordum, bizzat kendimiz istedik ve çaldılar. Özellikle introsu çok hoşuma gidiyor o şarkının. İlk Flört dinlemeye başladığım zamanlarda o introyla kafayı yiyordum. Bir türlü olmuyordu. Konser sonrası tekrar çalmayı denediğimde bu kez başardı. 2 senede kulağımın muazzam bir biçimde gelişmesi ile alakalı olarak çalabildim tabii ki.

Konser sonrasında Ozan Kotra apar topar hastaneye gitti. Diş ağrısı sebebiyle. Çağatay Kehribar ve Timsah ise tekrar içeriye dönerek tek tek herkesle fotoğraf çekindi. Akabinde bizlerle de kısa süreli bir sohbet ortamı oluşturdular. Oldukça sıcak kanlı ve cana yakın insanlar. Ne sorduysak cevapladılar. Astomkonte'yi bile sordum, ona bile içtenlikle verilen bir cevap ile karşılaştım. :D Çağatay Kehribar'ın penasını da almayı ihmal etmedim tabii. Ayrıca kendisi ile Türk Gitar için yapacağımız bir röportajın da sözünü aldım. Hatta soruları yolladım bile. En kısa zamanda geri dönüş yapacaktır.